Aralık ayında bir kaç günlüğüne Sivas'a gittim. Doğrusu Sivas'a epey çekinerek gittim ancak bunu gerektirecek bir durum olmadığını kısa sürede anladım. Çünkü gece 10'a kadar rahatlıkla Sivas sokaklarında dolaşabildim... Gece yemeğe tavsiye üzerine Sivas'a özel yemekler yapan bir restoranta gittim. Burada Sivas köftesi ve üzerine de yine Sivas'a özel bir tatlı yedim. Gerçekten güzeldi. Bu kadar memnun kalınca her gece oraya gitmeye devam ettim. İkinci gittiğim gece zamanımı verimli kullanmak adına Sivas'ın ünlü bütün yemeklerinden yarım porsiyon olmak üzere masayı donattırdım:) Garson şaşkınlık içinde yemekleri getirdi. 2 saat gibi bir sürede ağır ağır onları bitirmeye çalıştım. Uzuuun uzuuun çay içtim sonra da...
Kaldığım otel (Büyük Sivas Oteli)oldukça iyidi. Ancak benden başka kadın misafir yoktu:) Sanırım bu nedenle geceleri sadece erkeklerin geldiği bir bara dönüştürülmüştü otelin roofu. ..Devam edecek!
5 Ocak 2009 Pazartesi
26 Ekim 2007 Cuma
Malatya
Geçen hafta Malatya'daydım. Malatya'da Kernek Meydanı olarak adlandırılan yere gittim. Bu mesire yeri, şehrin göbeğinde yer alıyor. Dağ sula
rının şehrin içine girdiği şelale benzeri bir su kaynağının çevreinde, lokanta vb dinlence mekanları toplanmış. Meydan
dan akan sular şehrin içine doğru süzülüyor. Sular, ikiş yanı kafe ve dondurmacılardan oluşan bir cadde boyunca akıyor. Bu caddedin ismi de Kanal Boyu caddesi.
Malatya'da kaldığım otele çok yakın bir yerde eski Şira Pazarı vardı. Bu pazarda, başta kayısı olmak üzere meyve ve kuruyemiş satılıyordu. Malatya'nın meşhur kayısısı, binbir türlü şekle girmiş, bazen bir tatlı, bazen döner, bazen ise kolonya görüntüsünde karşımıza çıkıyordu.
Malatya'da gezecek görecek daha çok şey var! İlin tarihi, mimari eserlerini anlatmak ise başka bir zamana kalacak...
1 Ekim 2007 Pazartesi
Santralistanbul
Haftasonu İstanbul'daydım. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin yeni kampüsü Santralistanbul'a gittim. Burada Elektrik Müzesi ve Modern Sanat Sergisi yer alıyordu. Oraları 1-2 saat gibi kısa bir zamanda gezdim. Kısa bir zaman diyorum çünkü gerçekten geniş bir zamanda gezilmesi gerekecek kadar ilgi çekici ve eğlenceli şeyler var içerde.
Elektrik müzesinde çeşitli deneyler vardı. Tek tek denedik biz de. Mesela bisiklet tekerleğini çevirerek elektrikli aletleri çalıştırmak gibi..
Sergide ise çok sayıda sanatçının resim, heykel vb yapıtları vardı. Sanatçıların eseleri aracılığıyla vermek istedikleri mesajları anlamaya çalışmak ayrı bir heyecandı.
Etiketler:
Elektrik Müzesi,
Modern Sanat Sergisi,
Santralistanbul
17 Eylül 2007 Pazartesi
Kaş
Kaş'daki günlerimiz çok güzel geçti. Temmuz sonu gibi bir hafta boyunca oradaydık.
Kaş doğası, şirinliği ve canayakın insanlarıyla tatil yapmak için çok güzel bir yer.
Hele bir de macera sporları ile ilgiliyseniz, yani dalmak, su kayağı, paragliding gibi sporlara meraklıysanız Kaş sizin için biçilmiş kaftan.
Biz çoğunlukla Küçük Çakıl Plajından denize giriyorduk. Orası da denizin içine kazıklar çakılarak ve üzerlerine tahtadan güneşlenme alanı oluşturularak bugünkü haline gelmiş bir plaj. Çok samimi ve şirin.
Kaşın deniz suyu oldukça serin. Bu da yaz sıcağında denizin keyfini daha da artırıyor...
13 Ağustos 2007 Pazartesi
Güllük
Geçen hafta bir kaç gün Güllük'teydim.
Güllük balıkçılığıyla ünlüdür.Hermiyas güzel,sevilen bir çocuktur. Sadece anası vardır.Güllük'ün çocukları denize oynamaya gideceklerdir.Hermiyas'ı da çağırırlar;anası önce izin vermez.Çocuklar baskı yapınca,ana,denize açılmamak koşuluyla izin verir.Olayın bundan sonrası şöyle gelişir:
Hermiyas,"olur ana!" deyip fırladı arkadaşların ardından.Az sonra Ege'nin tuzlu suları çocuk sesleriyle doldu.
Bir süre,uzun bir süre sesler kesildi kıyıda.Ege'nin hafif dalgalarının çıkardığı sesten başka birşey duyulmaz oldu.Derken,o şen,o canlı çocuk sesleriyle yeniden doldu kıyı.Ama aralarında Hermiyas yoktu. Kara haber bir anda yayıldı Güllük'te."Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas'ı aldı Ege!" diye...
Bundan sonrasını şöyle anlatır eskiler: Hermiyas'ın Ege'nin köpüklü
dalgalarıarasında kaldığı duyulur duyulmaz,herkes deniz kıyısuna koşmuş.Güllük'ün en usta kayıkçıları,en usta balıkçıları ve en usta dalıcılarıaramışlar dalgalar arasında Hermiyas'ı.Aramışlar...Ama yok.Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas yok. Anası dövünmüş,bağrına taşlar basmış.Deniz kıyısından ayrılmaz olmuş."Dalgalar Hermiyas'ı deniz kıyısına atarda hiç değilse parmağının ucunu görürüm bir kez daha!"diye.Balıkçılar her sabah balığa çıkınca,Ege'nin dalgalarına bakar dururlarmış."Belki Hermiyas'ı buluruz!" diye.Ağlarını suya attıkları zaman,yürekleri titrermiş."Belki Hermiyas da balıklarla birlikte gelir!" diye. Ama yok.Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas yok! Günler geçmiş aradan. Günlerden bir gün ,bir balıkçı,kayığını çeker çekmez,koşmuş Güllük'ün içine.Bir yandan bağrıyormuş:"Gördüm!Gördüm!" diye."Ne gördün?"demişler.Balıkçı:"Gördüm!Gördüm!" der dururmuş.Bir süre sonra kendine gelmiş.O zaman "Anlat." demişler."Hermiyas'ı gördüm.GÜllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas'ı"."Düş olmasın seninki?" demişler.Balıkçı:"Düş olur mu hiç?"demiş."Gördüm diyorum size,şu gözlerimle gördüm.Bir yunus balığının sırtındaydı"."Attın işte.Balık taşır mı insanı sırtında?"."Yalanım varsa,Ege beni de alsın."diye devam etmiş balıkçı."O, koca bir yunus balığının sırtındaydı.Bir eliyle tutunmuştu ona,bir eliyle de selam verdi.Balık dalıp çıktıkça sulara,o da dalıp çıkıyordu.Ak köpükler çıkarıyordu balık.Hermiyas,o ak köpükler içinde kalıyordu."Bunları anlatmış balıkçı ama kimse inanmamış. "Peki,niye kurtarmadın onu?Niye alıp gelmedin?" demişler.Balıkçı:"Şunlara bak." demiş."Nasıl alıp gelirdim?Mutlu görünüyordu Hermiyas.Üstelik de ben yaklaşmaya kalmadan dalıyordu yunus.Ege'nin ak köpüklerini bilmez misiniz?" Güllüklüler,balıkçıya inanmamışlar ya,içlerine bir kuşku düşmüş."Kim bilir,belki anlattıkları doğrudur!"diye...O günden sonra "Ege'ye açılanlar,hep,o yunus balığını,balığın sırtındaki çocuğu arar olmuşlar.Ak köpüklü bir dalga gördüler mi yürekleri ağızlarına gelirmiş."Belki de Hermiyas'tır bu" diye... Aradan yine geçmiş günler...Bir sabah,daha gün doğmadan,yine bir haber yayılmış Güllük'e,"Hermiyas bulunmuş" diye."Bulunmuş...ama..."diyorlarmış da, gerisini söylemiyolarmış.Bunu duyan Güllüklüler koşmuşlar kıyıya. Bir de bakmışlar ki ne görsünler?Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas,kumlarda yatar sessiz soluksuz.Ve bir de balık, o da yatar oracıkta.Anlamışlar ki balıkçının anlattığı balık bu. İçlerinden yaşlı biri,"Güllüklüler,beni iyi dinleyin!Şu gördüğünüz olay üzerine düşünün biraz.Dostluk işte budur'"Onun bu söylediklerinden birşey anlamamışlar."Hele anlat." demişler,"Ne demek istiyorsun?" Bunun üzerine yaşlı adam demiş ki:"Hermiyas'la bu yunus balığının dostluğunu görüyor musunuz?Denize bırakmamış onu,getirip kıyıya bırakmış.""Ama o da ölmüş?" demişler.Yaşlı adam:"Öyle,o da ölü!Dostunu kıyıya çıkarmış,ama kendi de dayanamamış buna,birlikte olmak dilemiş" Bunun üzerine işi anlayan Güllüklüler,aralarında para toplamışlar,yunus balığı ile Hermiyas'ın yontusunu yaptırmışlar,getirip jimnazyumun bahçesine dikmişler."Dostluğun simgesi olsun" diye. Derler ki:"Şimdi Efes Müzesi'ndeki yunus balığı sırtındaki çocuk yontusu, işte bu yontudur."
Hermiyas,"olur ana!" deyip fırladı arkadaşların ardından.Az sonra Ege'nin tuzlu suları çocuk sesleriyle doldu.
Bir süre,uzun bir süre sesler kesildi kıyıda.Ege'nin hafif dalgalarının çıkardığı sesten başka birşey duyulmaz oldu.Derken,o şen,o canlı çocuk sesleriyle yeniden doldu kıyı.Ama aralarında Hermiyas yoktu. Kara haber bir anda yayıldı Güllük'te."Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas'ı aldı Ege!" diye...
Bundan sonrasını şöyle anlatır eskiler: Hermiyas'ın Ege'nin köpüklü
dalgalarıarasında kaldığı duyulur duyulmaz,herkes deniz kıyısuna koşmuş.Güllük'ün en usta kayıkçıları,en usta balıkçıları ve en usta dalıcılarıaramışlar dalgalar arasında Hermiyas'ı.Aramışlar...Ama yok.Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas yok. Anası dövünmüş,bağrına taşlar basmış.Deniz kıyısından ayrılmaz olmuş."Dalgalar Hermiyas'ı deniz kıyısına atarda hiç değilse parmağının ucunu görürüm bir kez daha!"diye.Balıkçılar her sabah balığa çıkınca,Ege'nin dalgalarına bakar dururlarmış."Belki Hermiyas'ı buluruz!" diye.Ağlarını suya attıkları zaman,yürekleri titrermiş."Belki Hermiyas da balıklarla birlikte gelir!" diye. Ama yok.Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas yok! Günler geçmiş aradan. Günlerden bir gün ,bir balıkçı,kayığını çeker çekmez,koşmuş Güllük'ün içine.Bir yandan bağrıyormuş:"Gördüm!Gördüm!" diye."Ne gördün?"demişler.Balıkçı:"Gördüm!Gördüm!" der dururmuş.Bir süre sonra kendine gelmiş.O zaman "Anlat." demişler."Hermiyas'ı gördüm.GÜllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas'ı"."Düş olmasın seninki?" demişler.Balıkçı:"Düş olur mu hiç?"demiş."Gördüm diyorum size,şu gözlerimle gördüm.Bir yunus balığının sırtındaydı"."Attın işte.Balık taşır mı insanı sırtında?"."Yalanım varsa,Ege beni de alsın."diye devam etmiş balıkçı."O, koca bir yunus balığının sırtındaydı.Bir eliyle tutunmuştu ona,bir eliyle de selam verdi.Balık dalıp çıktıkça sulara,o da dalıp çıkıyordu.Ak köpükler çıkarıyordu balık.Hermiyas,o ak köpükler içinde kalıyordu."Bunları anlatmış balıkçı ama kimse inanmamış. "Peki,niye kurtarmadın onu?Niye alıp gelmedin?" demişler.Balıkçı:"Şunlara bak." demiş."Nasıl alıp gelirdim?Mutlu görünüyordu Hermiyas.Üstelik de ben yaklaşmaya kalmadan dalıyordu yunus.Ege'nin ak köpüklerini bilmez misiniz?" Güllüklüler,balıkçıya inanmamışlar ya,içlerine bir kuşku düşmüş."Kim bilir,belki anlattıkları doğrudur!"diye...O günden sonra "Ege'ye açılanlar,hep,o yunus balığını,balığın sırtındaki çocuğu arar olmuşlar.Ak köpüklü bir dalga gördüler mi yürekleri ağızlarına gelirmiş."Belki de Hermiyas'tır bu" diye... Aradan yine geçmiş günler...Bir sabah,daha gün doğmadan,yine bir haber yayılmış Güllük'e,"Hermiyas bulunmuş" diye."Bulunmuş...ama..."diyorlarmış da, gerisini söylemiyolarmış.Bunu duyan Güllüklüler koşmuşlar kıyıya. Bir de bakmışlar ki ne görsünler?Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas,kumlarda yatar sessiz soluksuz.Ve bir de balık, o da yatar oracıkta.Anlamışlar ki balıkçının anlattığı balık bu. İçlerinden yaşlı biri,"Güllüklüler,beni iyi dinleyin!Şu gördüğünüz olay üzerine düşünün biraz.Dostluk işte budur'"Onun bu söylediklerinden birşey anlamamışlar."Hele anlat." demişler,"Ne demek istiyorsun?" Bunun üzerine yaşlı adam demiş ki:"Hermiyas'la bu yunus balığının dostluğunu görüyor musunuz?Denize bırakmamış onu,getirip kıyıya bırakmış.""Ama o da ölmüş?" demişler.Yaşlı adam:"Öyle,o da ölü!Dostunu kıyıya çıkarmış,ama kendi de dayanamamış buna,birlikte olmak dilemiş" Bunun üzerine işi anlayan Güllüklüler,aralarında para toplamışlar,yunus balığı ile Hermiyas'ın yontusunu yaptırmışlar,getirip jimnazyumun bahçesine dikmişler."Dostluğun simgesi olsun" diye. Derler ki:"Şimdi Efes Müzesi'ndeki yunus balığı sırtındaki çocuk yontusu, işte bu yontudur." 11 Temmuz 2007 Çarşamba
Selimiye Köyü

Haziran ayında 1 haftalığına Marmaris'in Selimiye köyü'ne gittim. Selimiye'nin doğasından çok etkilendim. Gündüzleri deniz ve güneşi; gece ise yıldızları izlemek keyifliydi.
Selimiye'de yıldızların bu kadar parlak görünmesi şaşırtıcı ve göz kamaştırıcıydı...
Deniz, dağların arasında kaldığından kocaman bir havuz gibiydi... Su oldukça sakindi.
Selimiye koyunda yürüyüş yapmak başka bir güzellikti.
Köyün tepelerinden manzarası da bir o kadar güzeldi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
